6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun, özü itibarıyla “kamu güvenliğini” sağlama ve deprem kuşağında yer alan ülkemizde yapı stoğunu en hızlı şekilde güvenli hale getirme amacı gütmektedir. Bu temel amaç doğrultusunda, süreçlerin hızlandırılması ve aksaklıkların aşılması için mevzuatta dinamik değişiklikler yapılmaktadır. 4 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği’ndeki son değişiklik ile özellikle riskli yapılarda ve rezerv alanlarda yapılacak yeni uygulamalar hakkında karar alınmak üzere maliklere “toplantı” yapma zorunluluğu getirilmiştir. Paydaşların salt çoğunluğu ile karar alabilmesini ve bu sürecin bir tutanağa bağlanmasını öngören bu düzenleme, katılımcı süreç ve mülkiyet hakkının korunması noktasında kıymetli bir adım olarak değerlendirilse de, toplantıya davetin yapılma usulleri bakımından ise çelişkili hususlar ortaya çıkmıştır
Söz konusu değişiklik, yapılacak toplantının yeri ve zamanı; noter vasıtasıyla bildirilebileceği gibi, ilgili muhtarlıkta veya “yapıların henüz yıktırılmadığı durumlarda bina kapısında/duyuru panosunda” on beş gün süre ile ilan edilmek suretiyle de yapılabileceği düzenlenmiştir. İşte bu noktada, kanunun özü ile uygulama yöntemi arasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Bir yapının “riskli yapı” olarak tespit edilmesi, o yapının fen ve sanat kurallarına aykırı olduğunu, can güvenliği açısından tehlike arz ettiğini ve en kısa sürede tahliye edilerek yıkılması gerektiğini hem teknik olarak hem de hukuken tescil eder. Maliklerinden can güvenliği gerekçesiyle bir an önce terk etmesi istenen, fiziksel olarak içine girilmesi riskli olan bir binanın duyuru panosuna toplantı yapılmasına ilişkin ilan asılması; malikin can güvenliğini tehlikeye düşürecek alana girmesine neden olmakta ve malikin canını korumak için uzaklaştığı bir noktayı, bilgilendirme merkezi olarak konumlandırmak, hukuki bildirimden beklenen “haberdar etme” işlevini zayıflatmaktadır.
Öte yandan, riskli binada ilan yönteminde öngörülen on beş günlük sürenin başlangıç tarihinin tespiti ve ilanın bu süre zarfında yerinde kalıp kalmadığının denetimi, uygulamada ispat ve geçerlilik sorunlarını beraberinde getirecektir. Bina kapısına asılan fiziki bir metnin; dış etkenlerle tahrip olması veya kötü niyetli müdahalelerle yerinden sökülmesi ihtimali, ilanın hukuken aranan sürede askıda kaldığının belgelenmesini imkansız kılabilmektedir. İlanın asıldığı anı ve yerinde kaldığı süreyi objektif bir dayanağa kavuşturamayan bu belirsizlik, bildirimin sıhhatini tartışmalı hale getirebilir.
Tam da bu sebeple 6306 sayılı Kanun’un amaçlarından biri olan bürokratik süreçleri minimize ederek kentsel dönüşümü “ivedi” bir şekilde gerçekleştirme hedefi sekteye uğramaktadır. Riskli binaya asılan bir ilanın dış etkenlerle kaybolma riski, sadece malikin hak kaybına yol açmakla kalmaz; aynı zamanda yapılan toplantının ve alınan kararların ileride “tebligat usulsüzlüğü” gerekçesiyle dava konusu edilmesine ve tüm kentsel dönüşüm sürecinin yargı kararlarıyla durmasına sebebiyet verebilir. Dolayısıyla, aslında süreci hızlandırmak için getirilen bu esnek bildirim yöntemi, uzun vadede sürecin en büyük engeli haline dönüşme riski taşımaktadır.
Netice itibarıyla, 6306 sayılı Kanun kapsamında mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendiren kararların alınacağı toplantılara maliklerin katılımının sağlanması önemli bir değişikliktir. Ancak bu katılımın sağlanması için seçilen tebligat yollarının, günümüz gerçekliği ve “riskli yapı” gerçeğiyle uyumlu olması gerekir. Bir yapının hem “girilmesi tehlikeli” kabul edilmesi hem de “bildirim adresi” olarak kullanılması, kendi içinde tutarsızlık oluşturmaktadır. Kentsel dönüşümün sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi ve hukuki güvenlik ilkesinin korunabilmesi adına; “bina ilan panosuna yapıştırmak suretiyle ilan yapılması ” gibi belirsiz yöntemlerin maliklerin bilgilendirilme amacına hizmet etme noktasında yetersiz kaldığı görüş ve kanaatindeyiz.
Av. Talha Çoban


