MakalelerMİMARÎ PROJELER ÜZERİNDEKİ TELİF HAKKININ KAPSAMI

17/03/2026
https://www.aliyuksel-hilmiozalp.av.tr/wp-content/uploads/2026/03/ChatGPT-Image-17-Mar-2026-16_33_16-1280x853.png

Sahibinin özelliğini taşımak kaydıyla, mimarî projeler telif hakkının konusu olabilmektedir.

 

Mimarî projeler; hem  bilim ve edebiyat eserlerinin alt grupları arasında, diğer taraftan da  güzel sanat eserleri arasında sayılmıştır.

 

Bilim ve edebiyat eseri olarak nitelendirilen mimarî projelerle ilgili hükme göre: “Bediî vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmî mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, plânlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimarî maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.”, (FSEK.m.2/I, b.3).

 

Sadece  mimarîyle ilgili olan değil, sahibinin özelliğini taşımak kaydıyla her nevi plan, proje, kroki, tasarım, maket ve benzerleri eser olarak Kanun tarafından korumaktadır.  Sayılan bu  eser türlerinin estetik (bediî) nitelikte olması gerekmez. Şayet aynı zamanda estetik nitelik taşıyorlarsa, bilim ve edebiyat eseri olarak değil, güzel sanat eseri olarak korunurlar (FSEK.m.4/II). Mimarlık eserine yapının iç tasarımı veya dış görünümü hususiyet kazandırabileceği gibi, yapının genel kompozisyonu da esere hususiyet unsuru kazandırabilir. Yargıtay, yapının tek olması, diğer yapılardan farklı ve eşsiz olması, yapı topluluğunun estetik değer yaratması gibi hususları estetik değer tespiti için ölçüt olarak kabul etmektedir

 

Görüldüğü üzere mimarî proje, Kanun’da koruma altına alınan pek çok eser türünden farklı olarak, estetik özellik taşısa da taşımasa da korumaktadır.

 

Bir fikir ürününün bilim ve edebiyat eseri sayılabilmesi için öğretici niteliğinin bulunması gerekir. Estetik özelliğe sahip olmayan bir mimarî projenin eser olarak korunabilmesi için öğretici niteliğinin bulunması gerekir.

 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarında;  mimari projelerin, sahibinin hususiyetini taşıması ve özgünlük unsuru barındırması halinde “ilim ve edebiyat eseri” olarak  korunacağı kabul edilmektedir. Bu kapsamda, projenin yalnızca teknik zorunlulukların sonucu olup olmadığı, estetik ve mimari
kurgu içerip içermediği, cephe ve kitle tasarımında özgün unsurlar bulunup bulunmadığıbilirkişi incelemesi ile tespit  edilmelidir
. Özgün mimari tasarımın varlığı halinde, projenin izinsiz uygulanması FSEK kapsamında mali ve manevi hak ihlali  teşkil eder.

 

 

Yargıtay 11. HD, 27.03.2006, E.2005/11839 – K.2006/3165

Konu: Mimari projenin eser niteliği

Olay özeti:

Davacı mimarın hazırladığı proje, davalı tarafından izinsiz uygulanıyor. Davalı ise projenin “standart tip proje” olduğunu savunuyor.

Yargıtay’ın yaklaşımı:

  • Mimari projeler kural olarak FSEK kapsamında eserdir.
  • Ancak her proje otomatik eser sayılmaz.
  • Projede “mimarın hususiyetini taşıyan özgün unsurlar” bulunup bulunmadığı bilirkişi ile incelenmelidir.

Sonuç ilkesi:

Özgün mimari tasarım varsa eser kabul edilir; yoksa edilmez.

Yargıtay 11. HD, 14.02.2008, E.2006/13044 – K.2008/1721

Konu: Tip proje – eser ayrımı

Uyuşmazlık:

Toplu konut projesinin başka yerde uygulanması.

Tespit:

  • İmar mevzuatı ve idari zorunluluklarla şekillenmiş,
  • Teknik gerekliliklerin belirlediği,
  • Yaratıcılık payı düşük projeler eser sayılmayabilir.

Karar ilkesi:

Teknik zorunlulukların belirlediği çizimler eser değildir.

 

 

 

Yargıtay 11. HD, 25.09.2014, E.2013/17109 – K.2014/15092

Konu: AVM projesinin kopyalanması iddiası

İnceleme ölçütleri:

Bilirkişi raporunda şu kriterler esas alınır:

  • Cephe tasarımı özgün mü?
  • Kitle yerleşimi benzer mi?
  • Fonksiyon şeması yaratıcı mı?
  • Estetik kurgu var mı?

Yargıtay sonucu:

  • Sadece fonksiyon benzerliği yeterli değildir.
  • Özgün mimari ifade korunur.

 

ESER SAHİBİ;

 

Bir fikir ve sanat eserini kim yaratıyorsa, eserin sahibi de o olur (FSEK.m.8/I). Bir eserin meydana gelmesinde katkıda bulunan kişi, harcamış olduğu emeğin karşılığında, eser üzerindeki malî ve manevî hakların sahibi olur.

Örneğin bir mimar , projeyi oluşturduğunda eser sahibi sayılır. Ancak Kanun’da önemli bir istisna vardır;  FSEK 8/II maddesine göre “Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, memur, hizmetli ve işçilerin işlerini görürken meydana getirdikleri eserlerin malî hak sahipleri bunları çalıştıran veya tayin edenlerdir. Tüzel kişilerin uzuvları hakkında da bu kural uygulanır”. Bu durumda  bir iş sözleşmesine göre, işverenin yanında çalışan kimselerin meydana getirdikleri eserlerin sahibi, eseri meydana getiren işçiler değil, işverendir. Örneğin bir mimarlık ofisinde çalışan işçiler tarafından yaratılan projeler ve meydana getirilen eserlerin sahibi, işveren durumunda olan mimardır. Eser sahipliğinden doğan hakları da o kullanacaktır.

 

 

MİMARİ PROJE ÜZERİNDE HAKKIN DEVRİ ;

 

Bir fikir ve sanat eseri üzerindeki hakkın devredilmesi için eser sahibi ile hakkı devralacak kişi arasında sözleşme yapılması gerekir. Yapılacak sözleşme mutlaka yazılı olmalıdır (FSEK.m.52).

 

Bazı durumlarda taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmamasına rağmen, anlaşmadan doğan yükümlülükler yerine getirilmişse, sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Örneğin mimar projeyi çizerek teslim etmiş ve teslim alan da aralarındaki anlaşma gereğince kararlaştırılan ücreti ödemişse, sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Bu durumda sözleşmenin geçersizliğini ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir . (MK.m.2).

 

Bazı durumlarda mimarî projeler üzerindeki hakların devrinde farklı durumlar ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman Mimar projeyi ancak belirli bir anlaşma çerçevesinde yapmayı taahhüt eder. Böyle bir durumda telif hakkının devri sözleşmesi, mimarî projenin çizimine ilişkin bir işgörme sözleşmesi çerçevesinde söz konusu olur. Bu durumda doktrinde genel olarak kabul edilen görüş, sadece projenin çizimine ilişkin sözleşmenin eser sözleşmesi, mimarı yapı inşa edilirken yapılan denetlemenin vekâlet kapsamına girdiği, hem projenin yapımı, hem de denetimin sağlanması durumunda ise karma bir sözleşmenin söz konusu olacağıdır. Mimarlık sözleşmesinin niteliği gereği, çoğaltma hakkı iş sahibine geçmektedir. Ancak bu noktada telif hakkından doğan bütün yetkilerin iş sahibine geçtiği anlamına gelmemektedir. Eğer mimar ile iş sahibi çoğaltma hakkı dışındaki malî yetkilerin devrine ilişkin sözleşme yapmak isterlerse, bunu şekle bağlı olarak yapılması gerekir.

 

MİMARİ PROJEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI DURUMUNDA BAŞVURULABİLECEK YOLLAR  ;

 

Mimarın eser üzerinde eser sahipliğinden doğan maddi ve manevi hakları vardır. Bu anlamda hak sahibi olan mimarın tecavüzün ref’i (giderimi) davası, tecavüzün meni davası ve maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır.

Mimarlık eseri ise, projenin uygulanması sonucu ortaya çıkmış olan yapıdır. Mimarlık eserlerinin bu kanuna göre güzel sanat eseri niteliğinde olmasıdır.

Ancak bir yapının bu kapsamda güzel sanat eseri olarak değerlendirilebilmesi için estetik değerlere sahip olması gerektiği, mimarın hususiyetini taşıması gerektiği belirtilmiştir. Mimarlık eserinin manevi haklarına bir saldırı olması durumunda, eser sahibi saldırının önlenmesi davası açabilir, eserdeki değişikliğin kendisi tarafından yapılmadığının açıklanmasını talep edebilir, eserdeki adının kaldırılmasını talep edebilir, eserdeki değişikliğin eski hale iadesini talep edebilir. Ve yine projede olduğu gibi tecavüzün ref’i (giderimi) davası, tecavüzün meni davası ve maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır.

FSEK madde 16/2 gereğince; esere ilişkin mali hakların devri sırasında eser sahibi, eserde değişiklik yapma yetkisini de yazılı bir belge veya bir sözleşmeyle yapı sahibine verebilir. Ek olarak eser sahibinden işlenme, çoğaltma, temsil veya yayma haklarını devir almış olan yapı sahipleri, bu haklarını kullanabilmeleri için eserde zorunlu olan değişiklikleri yapabilirler. Ancak yapılan değişiklik objektif olarak eser sahibinin şeref ve itibarını düşürüyor yahut eserin nitelik ve özelliğini bozuyor ise eser sahibi (önceden izin vermiş olsa bile) bu değişikliklere karşı koyabilir ve eserin kamuya sunulmasını engelleyebilir. Eser sahibinin bu konudaki yetkisinden sözleşmeyle tamamen feragati de FSEK madde 16/3 gereğince hükümsüzdür .

Yargıtay’a göre, zorunlu (kullanım ihtiyacı/güvelik veya teknik zorunluluk- imar-deprem yönetmeliği gibi sebepler)  ve ihtiyaçtan (haklı sebepten) kaynaklanan değişiklikleri malik yapabilecektir. Mimarın bu durumda onayına ihtiyaç yoktur.  Ancak bu değişiklikler eser sahibinin şeref ve itibarını zedelememesi ve eserin estetik  bütünlüğünü bozmaması gerekir. Sözleşmede de değişikliği yetki verilmişse mimarın  bu durumda itiraz hakkı sınırlıdır.

Projeyi hazırlayan mimarın izni olmadan yapılan değişiklikler iki yönden eser sahibinin hakkının ihlâli anlamına gelir. Öncelikle eser üzerinde değişiklik yapma yasağı ihlâl edilmiş olur (FSEK.m.16). Eser sahibinden onay alınmadıkça, yapılan değişiklik, eser üzerindeki manevî hakkını ihlâl eder. Örneğin mimari proje üzerinde mevcut değişiklik eseri kötü bir hale getirmesi durumunda mimarın itibarı zarar görmesi böyle bir durumdur. Bu durumda ayrıca çoğaltma hakkına da aykırı davranılmış olur. Projesi değiştirile mimar maddi zarara uğrarsa maddi tazminat davası da açabilir.

 

Projede değişiklik yapıldıktan sonra, değişikliği yapan kişinin, yaptığı değişiklik karşılığında eser sahibine bir miktar para önererek, değişikliğe onay vermesini istemesi halinde, eser sahibi buna izin vermek zorunda değildir. Değişikliği yapan eser üzerindeki malî hakları, eser sahibinden devralması, bu değişikliğe onay verdiği anlamına gelmeyeceği gibi, devralanın  yapı eserini satın alan kişiye karşı, eser sahibinin manevî haklarını kullanarak, eserin projeye uygun hâle getirilmesini bu kişilerden talep etmesi iki hukukî sebeple mümkün değildir. Birincisi, ona eser sahibince manevî haklar devredilmemişse, malî hakların devri manevî hakların da devir edildiği anlamına gelmez. Projeye uygun hâle getirme ise yukarıda izah edildiği gibi manevî haklardandır. İkincisi ise hakkın kötüye kullanımı gerçeğinden kaynaklanır (MK.m.2/II). Hiç kimse kendi kusurlu davranışına dayanarak, hak talep edemez. Hukukî deyişle “Hak talep edenin eli pak olmalıdır.”Buna örnek olarak bir mimarın bir yapı kooperatifi için çizdiği inşaat projesine göre inşaatı yapmayı üstlenen yüklenicinin, inşaat projesine aykırı inşaat yaptıktan sonra, müellifinden malî hakları veya değişikliği men etme hususundaki manevî hakları devralıp, sonra binanın sahibine karşı veya daireyi bu kişilerden satın alan kişilere karşı bu yönde talepte bulunması gösterilebilir. Çünkü böyle bir olayda, projeyi çizen mimar eser sahibi durumundadır. Mimar kooperatife belirli bir ücret karşılığında projeyi çizmeyi taahhüt etmiştir. Ücretin ödenmesi ile birlikte, proje üzerindeki malî hakların (özellikle çoğaltma hakkının) sahibi kooperatiftir. Yoksa yüklenici firma değildir. Yüklenici firma ile kooperatif arasındaki ilişki, ne telif hakkının devri sözleşmesi, ne de projenin çizimine ilişkin bir sözleşmesidir. Aradaki ilişki bir eser (BK.m.355) sözleşmesidir. Yüklenici firmanın eser sözleşmesine dayanarak, projede üstelik kendisi tarafından yapılan değişikliğin düzeltilerek eski hâle iadesini talep etmesiyse, yukarıda açıklanan sebeplerle mümkün değildir. Ayrıca yüklenicinin mülkiyeti daha önce yapı kooperatifine geçmiş olan çoğaltma hakkını eser sahibinden (mimardan) devralması da artık mümkün değildir (FSEK.m.54). Ancak eser müellifi kendi şahsına bağlı olan manevî hakların, ki bunun içinde değişiklerin eski hale getirilmesini talep hakkı da vardır, temsil yoluyla kullanımı hususunda yükleniciye yetki verebilir.  Ayrıca yüklenicinin davranışı yukarıda da belirtildiği gibi, bu olayda, Medenî Hukukun en temel ilkelerinden biri olan dürüstlük kuralına aykırılık vardır. Bu ilkeye göre, herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüst davranmakla yükümlüdür. Kanun, bir hakkın sırf başkasına zarar veren kullanımını himaye etmez. Bununla birlikte, mimar değişikliğe sonradan muvafakat edebilir. Buna engel yoktur; ancak eser sahibinin değişikliği kabul etmek zorunluluğu bulunmamaktadır. Mimarında değişiklikleri gördüğü halde buna uzun süre itiraz etmemiş olması durumunda buna itiraz etmeyeceği yönünde güven oluşturduktan sonra projeye uygun hale getirme talebi ,bunu temsil yoluyla (yükleniciye yetki vererek) kullanması da dürüstlük kuralına (MK.m.2) ters düşecektir.

 

Mimari projede değişiklik ile ilgili olarak örnek Yargıtay kararları aşağıdaki gibidir;

Yargıtay 11. HD, 07.03.2019

E.2017/3045 – K.2019/1876

Konu

Mimari projenin izinsiz uygulanması ve uygulama sırasında değişiklik yapılması.

Tespitler

  • Mimari proje FSEK kapsamında eserdir.
  • Projenin aynen uygulanması → çoğaltma hakkı ihlali
  • Değiştirilerek uygulanması → işleme hakkı ihlali
  • Mimarın izni yoksa hukuka aykırıdır.

 

 Yargıtay 11. HD, 16.01.2020

E.2018/4746 – K.2020/366

Olay

Site projesinde blok cepheleri ve balkon düzeni değiştirilmiştir.

 

Yargıtay yaklaşımı

  • Cephe ve kitle tasarımı mimari eserin özünü oluşturur.
  • Bu unsurlardaki değişiklik mimarın manevi haklarına müdahaledir.
  • Malik veya yönetim tek başına karar veremez.

 

Karar;

Eserin estetik bütünlüğünü bozan değişiklikler için müellif onayı gerekir.

Yargıtay 11. HD, 15.12.2021

E.2020/2471 – K.2021/6528

Konu

AVM projesinde iç mekân ve cephe revizyonları.

Değerlendirme

  • Fonksiyonel iç mekân değişiklikleri tek başına ihlal sayılmaz.
  • Ancak mimari konsepti etkileyen revizyonlar ihlal oluşturur.

Ayrım

  • Teknik / fonksiyonel → serbest
  • Estetik / konsept → izne tabi

Yargıtay 11. HD, 22.02.2022

E.2021/2156 – K.2022/1524

Olay

Projeye sonradan kat ilavesi ve çatı formu değişikliği.

Sonuç

  • Yapının siluetini değiştiren müdahaleler eser bütünlüğünü bozar.
  • Mimarın izni olmadan yapılamaz.

Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) – Güncel Yaklaşım

Son yıllarda BAM kararları da Yargıtay çizgisinde:

Örn:

İstanbul BAM 16. HD, 2023/…

  • Proje müellifinin onayı olmadan cephe revizyonu → ihlal
  • Site yönetimi kararının tek başına yeterli olmadığı kabul edilmiştir.

 

Av. AYŞEGÜL ÇUBUKCU

Paylaş
Paylaş