MakalelerTürk Hukukunda Arabuluculuğun Gelişim Süreci

21/08/2026
https://www.aliyuksel-hilmiozalp.av.tr/wp-content/uploads/2026/08/ChatGPT-Image-21-Agu-2026-09_47_30-1280x1024.png

1.“Kazan-Kazan” Kültürü

Hukuk sistemlerinin en büyük problemlerinden biri, yargılama süreçlerinin uzaması ve mahkemelerin artan iş yükü altında ezilmesidir. Ülkemizde de yıllarca “Geç gelen adalet, adalet değildir” sözüyle eleştirilen bu yapı, hem vatandaşların adalete olan güvenini sarsmakta hem de ticari ve toplumsal ilişkilerin tıkanmasına yol açmaktadır. İşte bu sorunlara ekonomik ve barışçıl bir alternatif sunan arabuluculuk yargının tamamlayıcı unsurlarından biri haline gelmiştir. Mahkeme süreçlerinde taraflardan biri “kazanan” diğeri ise “kaybeden” olurken, arabuluculuk taraflara “kazan-kazan” formülünü işletir. Bu yazımızda, Türkiye’de arabuluculuk kurumunun 2012 yılındaki yasal doğumundan başlayarak, günümüze uzanan dönüşüm yolculuğunu ele alacağız.

2.6325 Sayılı Kanun ve İhtiyari Arabuluculuk Dönemi

Türkiye, arabuluculuk ile 22 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile tanışmış, ülkemiz hukuku için gelişim sağlamıştır. 26 Ocak 2013’te ilgili yönetmeliğin yayımlanmasıyla birlikte sistem yürütülebilir hale gelmiştir. Sistemin ilk yıllarında (2013-2018 arası), arabuluculuk tamamen tarafların özgür iradesiyle başvurduğu “ihtiyari” bir süreç olarak kurgulanmış ve arabuluculuğun temel ilkeleri sisteme yerleştirilmeye başlanmıştır. İlk yıllarda arabuluculuğun tam olarak ne olduğu anlaşılamadığından ihtiyari başvuru sayıları beklenenin altında kalmıştır. Toplumun ve hukuk camiasının bu yöntemi tam olarak içselleştirebilmesi için yapısal bir itici güce, yani yasal bir zorunluluğa ihtiyacı olduğu kısa sürede anlaşılmıştır.

3.Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk Dönemi

İhtiyari dönem sonrası sistemin tam anlamıyla içselleştirilmesi ve yargı sürecinin hızlanması amacıyla “Dava Şartı Arabuluculuk” kavramı hayatımıza girdi. Bununla birlikte, tarafların belirli uyuşmazlıklarda doğrudan dava açması engellendi; önce arabulucu yapılması yasal bir zorunluluk haline getirildi. Dava şartı arabuluculuk yavaş yavaş genişletilmiş olup ilerleyen süreçte neler olacağı ise merakla takip edilmektedir.

-İş Uyuşmazlıkları (1 Ocak 2018): Kıdem, ihbar tazminatı ve işe iade gibi işçi-işveren uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartı yapıldı.

-Ticari Uyuşmazlıklar (1 Ocak 2019): Alacak ve tazminat talepli ticari davalar zorunlu kapsama alındı.

-Tüketici Uyuşmazlıkları (28 Temmuz 2020): Tüketici mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıklar sürece dahil edildi.

-Kira ve Kat Mülkiyeti Uyuşmazlıkları (1 Eylül 2023): Özellikle ekonomik dalgalanmalarla patlama yaşayan kira tespit, tahliye konuları zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmıştır.

 

4.Adalet Bakanlığı Verileri ve Mahkemelerin İş Yükü

Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı resmi adalet istatistikleri arabuluculuğun pratik sonuçlarını somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Uygulanmaya başladığı günden bu yana uyuşmazlıkların çözümünde %65 civarında bir genel başarı oranı yakalanmıştır.

Açıklanan resmi verilere göre, arabuluculuk sayesinde sadece 2025 yılında arabuluculuk yoluyla uyuşmazlıkların %54’ünde anlaşma sağlandığı, Hukuk Mahkemelerinde iş yükünün %25,4, İş Mahkemelerinde iş yükünün %77,5, Tüketici Mahkemelerinde iş yükünün %46,1, Asliye Ticaret Mahkemelerinin iş yükünün %32,9 oranından azaldığı açıklanmıştır.

Türkiye’de arabuluculuk, 2012 yılında atılan bir adımla günümüzde milyonlarca uyuşmazlığı çözen büyük bir ekosisteme dönüşmüştür. Arabuluculukla kısa süreler içerisinde birçok anlaşmanın sağlanması ve mahkemelerin iş yükünün azaltılması Türk Hukuk Sistemi içerisinde büyük öneme sahiptir. Ancak arabuluculuk sadece mahkemelerin iş yükünü azaltan bir araç olmayıp toplumumuzda unutulan “uzlaşma” kültürünü modern hukuk ile yeniden canlandıran toplumsal bir proje haline gelmiştir.

Av. Gözde Doğaç Erdoğan

 

Paylaş
Paylaş